HİYEROGLİFLER
Eski Mısır’da Reşit Şehri civarında bulunduğu için Egyptologlar tarafından “REŞİT TAŞI” diye adlandırılan kara mermer levhanın üzerindeki hiyeroglif denen kargacık burgacık yazıları çözüldü. Egyptoloji ilminin doğmasına sebep olan “Reşit Taşı” nın hikayesi, M.Ö 196 yılına dayanır.
Devir,
Firavun Tolomeo Epifane’nin devridir ve Menfisli papazlar tapınaklara çok
değerli bağışlarda bulunan Tolomeo’ya karşı şükranlarını belirtmek içi bir çare
düşünmektedirler. O sıralarda Tolomeo taç giyecek ve Prenses Cleopatra( Mısır
tarihindeki 4 Cleopatra’dan biri) ile evlenecektir.
Sonunda
rahipler, tacı firavuna bizzat kendi elleriyle giydirmeye ve bu iki mutlu olayı
kutlayan bir yazı yazarak, armağan etmeye karar verirler. Böylece aslen Makedonyalı
olan Firavun ilk defa Menfis papazlarının elinden taç giyecektir. Bu, o
zamanlar için çok önemli bir olaydır.
Firavuna
taç giydirme töreninde ayrıca, bir metre boyunda , üstü cilalı kara kara
mermerden bir levha verilir. Üzerindeki metinde 3 ayrı yazı tipi yer
almaktadır. İlk 14 satır, hiyeroglifle yazılmıştır. Geri kalan satırların 32’si
demotik, 34’ü ise Yunancadır. O devirde hiyeroglif, yalnız papazların
kullandığı kutsal bir yazı şekliydi. Demotik işaretler “Halk”yazısıydı. Yunanca
ise Tolomeo’nun sarayında konuşulan resmi dildi.
“Reşit
Taşı”da yazı ve resimleri işleme, büyük bir titizlikle yapılmış, tolomeo ve
Cleopatra isimleri,
Egyptologların “cartouches” (kartuş okunuyor, arma
anlamına geliyor) adını verdikleri yuvarlak çerçeve içine gizlenmiştir.
“Reşit
Taşı” daha sonra İskenderiye’ye taşınmış, aradan yüzyıllar geçmiş; savaşlar,
Nil deltasını perişan etmiştir. O muazzam saraylar, tapınaklar, harap olmuş;
hazineler yağma edilmiş, kutsal yazılar tahribata uğramıştır. Bu arada kum
fırtınaları, tarihi kentleri örtmüş, Firavunların Mısır’ına yalnız ölülerin
sükuneti hakim olmuştur.
1799
yılında Napoleon Bonaparte, ordusuyla İskenderiye’ye çıktığı zaman, en yüksek
rütbeli subayından acemi erine kadar, ordusunun bütün mensuplarını bu
tarihi şehirde keşif ve incelmeler
yapmakla görevlendirir. Ordunun çalışmaları, mühendis, mimar, tarihçi, filolog,
kartograf, dekoratör ve heykeltıraşlardan kurulu geniş bir uzmanlar grubunun
araştırmalarını izler.
Kendini
eski Mısır medeniyetinin sihirli havasına kaptıran Napoleon, “kültür ordusu”
ile birlikte araştırmalara bizzat katılır. Bu arada, bütün askerlere buldukları
her antika eşyayı, üstlerine gösterme emri verilir. İtaat etmeyenler en ağır
şekilde cezalandırılacaktır.
Aynı yılın
temmuz ayında Bouchard adında bir çavuş, Reşit yakınlarında üzerinde garip
yazılar olan siyah bir taş bulduğunu haber verir. İşte bu taş 1995 yıl önce
Menfis papazlarının Firavun Talameo Epifane’ye armağan ettikleri, üzeri yazılı
kara mermer levhadır. Napoleon tarafından Reşit’e gönderilen heyet, levhanın
üzerindeki hiyeroglif yazıları ve Yunanca ibareleri tespit eder ve Kahire’ye
taşınmasına karar verir.
Napoleon
ordusu çavuşunun “Reşit Taşı”nı bulmasından 9 yıl önce, Paris’te garip bir olay
cereyan etti. Jacques Champollion adındaki bir kitapçı, ölüm döşeğinde olan
karısına son bir ümitle doktor çağırttı. Kadını yaşamsı bir mucizeye bağlıydı.
Doktor geldi, kadını muayene ettikten sonra, t bir şiltenin üzerine yatırıp,
ona bir bardak sıcak şarap verdi. Sonrada perişan kocasının kulağına eğilip,
fısıldadı:
“ Merak
etme dostum, karınız yaşayacak. Ve ünü bütün dünyada duyulacak bir erkek çocuğu
doğuracak.”
Doktor ne
ilaç verdi, ne de başka tek kelime laf etti. Çıktı, gitti.
Ama dediği
gerçekleşti doktorun. Herkesin hayatından ümit kestiği kadın iyileşti ve 1790
yılı 23 Aralığında bir oğlu oldu. Ana-baba, çocuğa Jean François adını
verdiler.
Ailesi,
küçük François’in olağanüstü bir zekaya
sahip olduğunu anlamakta gecikmedi. Çocuk 5 yaşına geldiği zaman ezberlediği kelimeleri, kitapta yazılanlarla
karşılaştırarak okumayı söktü. 6 yaşında Latince çalışmaya başladı, sonra da
Yunancayı ve Galde dilini inceledi. 12 yaşında ise tarihi bir tablo yapıp
“Adamo’dan Champollion’a Kadar” isimli bir kitap yazdı. Artık herkes için
Jean-François Champollion harika bir çocuktur.
“Reşit
Taşı”nın bilginlerin dikkatini çekmesi de, o sıralara rastlar. Taşın kireçten
kopyası çıkarıldığı kağıda basılarak Fransa’ya dağıtılmıştı.Taşın orijinali
ise, Napoleon’un Mısır’dan çekilmesi sırsında kaybolmuş, yıllar sonra
İngiltere’deki British Museum’da bulunduğu anlaşılmıştır.
Kopyalardan
biri de genç araştırmacı Champollion’un eline geçti. Daha 9 yaşındayken
ağabeyinin Mısır’dan söz ettiğini duyduğu zaman, Nil vadisindeki bu muazzam
medeniyete karşı derin bir ilgi duymaya bşlayan delikanlının, en çok ilgisini
çeken de hiyeroglif yazısı olmuştu. Ama o güne kadar kimse bu yazıyı
okuyamamıştı. Jean François’in yetişmesinde büyük rolü olan, devrin ünlü
matematikçisi, cerrahı ve Mısır Enstitüsü’nün Müdürü Fourier bile...
Jean François Champollion, 17 yaşında yüksek öğrenimine devam etmek için Paris’e gittiği zaman, hiyeroglif yazısını çözme arzusu Onda bir tutku halini almıştı. “Firavunlar Devrinde Mısır” adlı kitabını da o sıralarda yazmıştı. Bu arada öğrenci olduğu için, askerlik yapmaktan kurtulmuş, yaşıtları savaş meydanında çarpışırken , O kendini çalışmaya vermişti. Kiraladığı ufacık odasında pek az bir şeyler yiyip, gece gündüz çalışarak tam bir sefalet içinde yaşayan Champollion için artık hiçbir şeyin değeri kalmamıştı.kendi sağlığının ve hyatını bile. Tek düşüncesi “Reşit taşı”nın esrarını çözebilmekti.
Aynı yolda çalışan başka bilginler de vardı. Mesela İsveçli Akerbald. O Yunanca yazılı cümllerdeki “Mabet” ve “Yunanlılar” kelimelerini çözmeyi başarmıştı. İngiliz Thomas Young ise “cartouches” kelimesinde, Tolomeo ve Cleoptra isimlerinin gizlendiğini ilk iddia eden bilgin olmuştu.
Young’un iddiası, Champollion’u çok etkilediğinden araştırmalarını o yolda geliştirdi. Onun düşüncesi, artık tek cümleyle özetlenebilir. “Hiyeroglifi çözmek için, önce bizim alfabedeki harflere uyan işaretleri bulmak, başka tip harfler varsa, bunları ilgili olan diğerleriyle karşılaştırarak yazının esrarını çözmek gerek...”
Genç tarih bilgini, Jean François Champollion, 27 Eylül 1822 günü Paris’in Güzel Sanatlar Akademisi’nde hiyeroglif yazısının sırrını açıkladı. Birkaç sayfaya sığan metin yüzyıllarca gizli kalmış bir medeniyeti sır olmaktan kurtarmakta ve Egyptoloji adındaki yeni bir ilmin doğmasına yol açmaktaydı. Böylece de Eski Mısır yazıları okunmazlıktan çıkmış oluyordu.
Artık,
devlet sırlarını gizleyen belgelerden, firavunların gönül fırtınalarını dile
getiren, aşk namelerine kadar her çşit metni okumak mümkün oluyordu bu buluşla.
Champollion,
hayatının en mutlu anını, hiç görmeden okuyabildiği “Reşit Taşı” na dokunduğu
gün yaşamıştı. Ancak onun başarı yılları uzun sürmemiş ve sıhhatsiz Jean
François Champollion 04 Mart 1831 tarihinde henüz 42 yaşında iken ölmüştü.
Ölümünden
birkaç dakika önce, gülümseyerek alnını işaret eden bilginin şu cümlesi Onun
son sözleri olmuştu:
“Bunun içinde daha bilmediğimiz çok şey var...”